Mahalli Yemekler

      .

 

 

    Tarihin derinliklerinden gelen zengin kültür kaynaklarının etkisini bugüne kadar sürdüren Ahlat,zengin mutfağı ile de oldukça dikkat çekmektedir. Ahlat'ta yapýlan yemeklerde en belirgin özellik,bulgurun ve etin oldukça bol miktarda kullanılmasıdır.Ahlatlı kışlık ihtiyaçlarını yazdan hazırlar. Çiğ köftelik bulgur, pilavlık bulgur, domates salçası, biber salçası ve muhtelif reçeller yazdan hazırlanan yiyeceklerdir.

Harse

Ahlat mahalli yemeklerinin başta gelenidir. En önemli özelliklerinden biriside kış yemeği olmasıdır. Döğme yani değirmende kabuğu alınmış buğday ile yapılır. Döğme ile tavuğun göğüs eti beraberce kaynatılır. Bu işlem tandırda yapılırsa yemek daha bir lezzetli olur. Yemek piştikten sonra bu kez çalma işlemi başlar. Bu işlemi gerçekleştiren özel, büyük, tahta kepçeler vardır. Yemeğin bu kepçe ile tencere arasında sıkıştırılması işlemine de “çalma” adı verilir. Bu işlem, döğme ile tavuk eti birbirine iyice yedirilene kadar devam eder. Yemek kıvama gelince bu işlem son bulur ve sıcak sıcak servis yapılır. Tabaktaki yemeğin ortasına, tereyağı konursa yemek daha bir lezzetli olur.

Çorti

Bu yemekte yine bir kış yemeğidir. Döğme, çorti ve etten oluşan karışım, suyu ve tuzu eklenerek beraberce bir süre kaynatılır. Burada çorti diye bahsettiğimiz malzeme, lahana turşusuna benzer bir şey olup yemeğin ismi de buradan gelmektedir. Yemek kıvama gelince ocaktan indirilir ve sıcak sıcak servis yapılır. Yine Ahlat'a has bir yemek olan çorti, oldukça değişik ve lezzetli bir yemektir. İsteğe göre yemeğe sarımsak da ilave edilebilir.

Şile

Bulgur ile yapılan bir yemektir. Bulgur, salça ve su ile kaynatılarak içine domates ve biber doğranır. Karışım kaynaması, ne çok sulu, ne de çok susuz bir kıvama gelinceye kadar devam eder. Yemek kıvama gelince üzerine yağ dökülerek yenir.

Ayran Aşı

Özellikle koyun yoğurdu lezzetli olduğu için onun ayrana ile yapılan bir yemektir. Ayran, içine döğme, tere otu, kabak, yarpuz otu ve tuz ilave edilerek kaynatılır. Yemek pişince ateşten indirilerek servis yapılır.

Kabak Dolması

Kabaktan yapılan lezzetli bir yemektir. Kabak, ince dilimler halinde doğranır. Ardından kırmızı et ve çiğ köftelik bulgurun yoğrulması ile elde edilen hamur köfte şeklinde küçük küçük sıkılarak tencereye dizilir. Bunun üzerine bir kat kabak yerleştirilir. Bu işlem, bir kat hamur, bir kat kabak şeklinde devam eder. Daha sonra tencereye yerleştirilen köfteler tuzu ve suyu ilave edilerek pişirilir. Köfteler piştikten sonra tencereden çıkarılarak servis yapılır. Servis yapılan bu köftelerin üzerine isteğe bağlı olarak sarımsaklı yoğurt ve pişirilmiş pul biberli yağ dökülerek yenir.

 

Bilmeceler ve Maniler

Bilmeceler
٥ Yer altında saçlı baba.                           ٥ Üstü çayır, altı Çeşme.                                         
(Soğan)   (Koyun)
٥  Ben giderim o gider, ben durarım o durar. ٥ Sarıdır safran gibi, okunur kuran gibi.
(Gölge) (Altın)
٥ Oy helemez helemez                                                   Tandırın başına gelemez
Gelsede geri gidemez.
٥ Altın arabası, gümüş darabası
bunu bilmeyen eşek sıpası.
(Katı yağ) (Saat)
٥ El üstünde kaydırmaca.                                  ٥ Kolot kaşık, iki duvara yapışık
  (Sabun)   (Kulak)
٥ İzi yok tozu yok ٥ Karada bayılır, suda ayılır.                                   
(Pire)   (Balık)
٥ Küçücük kuşlar, derede kışlar
Kendisine mal toplar, aleme bağışlar.
٥ Tıkır yürürsün samur kürkün sürürsün,
Sen bir paşa oğlusun, niçin yaya yürürsün.     
  (Arı)   (Fare)
٥ O odanın içinde, oda onun içi ٥ O yanı çeper, bu yanı çeper
İçinde bir kahpe çapar.
(Ayna) (Göz)
٥ Bir yere gittim ağlarlar,
Bir yere gittim gülerler,
Bir yerde de ipsiz adam bağlarlar.
                                                      
٥ Kurban oldum aşına
Öp koy beni başına
Dilim dilim kes beni
Bil bakayım ben kimim.                   
(Düğün-Nikah)   (Ekmek)
٥ Dağdan gelir dağ gibi
Kolları budak gibi
Eğilir su içmeye
Bağırır oğlak gibi.              
٥ Derleyen : İnayet AKÇELİK,1936 Ahlat Doğumlu

 

 

(Öküz arabası)

Maniler

٥ Boyuna kurban boylular,
Toyuna gelen sorlular,
İkikubbeliler tef çala,
Kırklarlılar oynaya.
٥ Çarşıdan aldım lahana
Kıydım Koydum Sahana,
Hiç ömrümde görmedi,
Böyle cazı kaynana.
٥ Pencerem yola bakar,
Oğlan kravat takar,
Sigarası bitince,
Kolunda saat satar.
٥ Bulak başı poturak,
At minderi oturak,
Sen al meni, men seni,
Bu sevdadan kurtulak.
٥ Giderem gidemenem,
Al yeşil giyemenem,
Gözüm bir kıza düştü,
Özüne diyemenem.
٥ Dama serdim hasırı,
Oldum kaynana yesiri,
Kaynana evden çıkarsa,
Ev olur arı suli.
٥ Karınca kararınca ,
Düş görürüm her gece,
Gökte uçan gögercin,
Yarimin hali nice.
٥ Ahlat'ın yoncaları,
Çiçek açmış goncaları,
El vurmayın gelinlere,
Asker olmuş kocaları
٥ Maydanoz ot değil mi?
Yaprağı dört değil mi?
Men senden ayrılmışım,
Bu man dert değil mi?
٥ Gar yağar lapa lapa,
Bizim evin damana,
Gız seni alacağım,
Ananın inadına.
٥ Bak çiçeğin rengine,
Şu yiğidin dengine ,
Millet çok hürmet eder,
Bu zamanda zengine.
٥ Altın kalbur derindir,
Suları çok serindir,
Bu Ahlat'ın kızları,
Bağ evinde gelindir.
٥ Bugün günlerden Salı,
Eve sererim halı,
Şu zengini görünce,
İkram ederim balı.
٥ Davşanlar kaçtı dağa,
Su doldurdum bardağa,
Bu zamanın insanı,
Zengine diyor ağa.
٥ Çayır üstünde minder,
Üzün üzüme dönder,
Eğer üzün dönmezsen,
Ayda bir selam gönder.
٥ Sabahın ilk ezanı,
Çağır mektup yazanı,
İlahi sen kavuştur,
Hasret inen gezeni.
٥ Kayadan yenmem diyor,
Basmadan giymem diyor,
Olursa atlas olsun,
Koynuna girmem diyor.
٥ Bugün ben çok naçarım,
Şu sofrayı açarım,
Fukarayı görünce ,
On günlük yol kaçarım.
٥ Feleğin altın teşti,
Sinemi deldi geçti,
İspat eyle ey felek,
Hangi günüm hoş geçti.
٥ Atım var gatırım var ,
Elimde satorum var,
Vallahi öldürürdüm,
Oğlunun hetiri var.

Dualar ve Beddualar

Dualar Beddualar
٥ Hayran olam ٥ Altın, üstün maraz ala
٥ Can olam ٥ Ataş başan töküle
٥ Derdin alam ٥ Boyun bostan arhi ola
٥ Rebbi esirgeye ٥ Baban evi beyurt ola
٥ Gadan alam ٥ Başan vay töküle
٥ Allah'a amanat olasan ٥ Baba tutasan
٥ Derdin maan gele ٥ Baba çıha suratan
٥ Kurban olam ٥ Allah binin bir ede
٥ Gamın alam ٥ Canın cebbari söke
٥ Tasan alam ٥ Civan devrülesen
٥ Yessirin olam ٥ Dedelerin yanına çeke
٥ Yollaran torpah olam ٥ Ellerin maraz ala
٥ Gelen tifahlara bedel olam ٥ Ellerin hoca yıhıya
٥ Bedel olam ٥ Ellerin tahtaya çıha
٥ Tifahların alam ٥ Ellerin freng zehmeti ala
٥ Allah işlerin asan ede ٥ Gorba gor olasan
٥ Allah seni varede ٥ Gözleren habbe çöke
٥ Allah birin bin ede ٥ Gadamı alasan
٥ Allah razı ola ٥ Gören gözlerden olasan
٥ Allah herli evlat vere ٥ Herli gün görmiyesen
٥ Rebbi yardımcın ola ٥ İnce maraz yiyesen
٥ Allah'ın eli belinde ola ٥ Büyümeyesen
٥ Ayağın taşa degmiye ٥ Yetişmeyesen
٥ Berhudar olasan ٥ İldeğini alasan
٥ Deden rahmet ٥ Kanan somun doðrana
٥ Baban rahmet ٥ Kanan koynan dola
٥ Allah herli rağbet vere ٥ Kül halan
٥ Ağbet başan ola ٥ Kel murad olasan
٥ Elen kolan sağlık ٥ Yorgan altında
٥ Hızır imdadan yetişe ٥ Neğlet gele üzen
٥ Yeri cennet ola ٥ Ömrün moz ömrü ola
٥ Makami firdevs ola ٥ Ölenler seni apara
٥ İflah olasan ٥ Parçalaran bahasan
٥ Su gibi aziz ol ٥ Gıdık gıdık olasan
٥ Allah herli kazanç vere ٥ Pörkün kala baban evinde
٥ Allah herli evlat vere ٥ Sesin sallar altından gele
٥ Allah bahtın güldüre ٥ Şiklin bata
٥ Rebbi yuvan dağıtmıya ٥ Sukumun bata
٥ Allah ele ayağa düşürmiye ٥ Uvan dağıla
٥ Allah kimsesiz bırakmıya ٥ Üsten su bulunmiya
٥ Allah namerde muhtaç ٥ Vayan oturam
٥ Allah herli ömür vere ٥ Zahmetin karın ola

Halk Sanatları

Dokumacılık

  

İnsanoğlunun varolduğu tarihten günümüze kadar uygarlık el sanatlarıyla iç içe yaşamaktadır, İnsanlar gittikleri, egemen oldukları bölgelerde kendine özgü sanatlarını, bu sanata ilişkin kültürlerine de beraberlerinde götürmüşlerdir.
Türkler de tarihin her devresinde, dünya uygarlığına değerli sanat eserleri armağan etmiş bir ulustur. Türk kültürünün en büyük özelliği binlerce yıl boyunca Orta Asya'dan, Orta Avrupa'ya uzanan geniş bir bölgede etkili olması ve bu bölge kültürlerinden etkilenmesidir. Gerek önceki yerleşimlerinde, gerekse Anadolu'da kurdukları medeniyetler dolayısıyla büyük bir kültür birikimlerinin olması, onu gittikleri yere götürmeleri, Anadolu'nun sanat, kültür merkezi olarak tanınmasında önemli etken olmuştur. Yine Anadolu'nun sanat hazineleri ile dolu olması, Asya'yı, Avrupa'ya bağlayan bir köprü özelliğindeki coğrafi konumu da önem arz etmektedir.
Ahlat halk sanatları da, bu hızlı değişim sürecinden olumsuz etkilenmiş yörelerimizdendir. Geçmişten günümüze ulaşabilen halk sanatları, toplumun yapısına göre oluşmuş, yerel özellikler gösteren, etnografik değer kazanmış; çoğu sanatsal boyutta ve işlevsel olan, halk tarafından üretilen, kullanılan, alınıp satılan, üretimi bugün gelir getirebilen, kültürel özellik taşıyan ürünlerdir.
Dokuma; eğirme veya başka yollarla iplik haline getirilerek veya elyafı birbirine değişik metotlarla tutturularak bir bütün meydana getirme yoluyla elde edilen her cins kumaş, örgü, döşemelik, halı, kilim, zili, cicim, keçe, kolan vb.dir.
Geleneksel halk sanatlarımızdan dokumaların hammaddeleri yün, tiftik, pamuk, kıl ve ipekten sağlanmaktadır. Dokumacılık, yapım teknikleri, kullanılan araçlara göre; mekikli, kirkitli, mekiksiz olarak üç grupta incelenebilir.
Mekikli dokumalar gücüler yardımıyla gruplar halindeki çözgüler arasında oluşturulan aralıktan, atkı ipinin mekikle geçirilmesi sonucunda elde edilen düz yüzeyli dokumalardır.

Taş İşçiliği

      

Taş ustalığı taşın ocaktan çıkarılması, taşın ocaklardan inşaata getirildikten sonra yontulması, taşın duvar olarak örülmesi, taşın işlenmesi (üzerine motif ve çeşitli desenlerin çizilmesi) olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.
Ahlat halk mimarisinde kullanılan özel taş; “Nemrut Dağı”nın yanmasıyla oluşan tabii tuğladır. Bu tuğlalar bazı yerlerde çok yanmış bazı yerlerde az yanmıştır. Çok yanarak camlaşmış olanlar daha sağlam olduğundan, kullanım açısından daha çok tercih edilmektedir. Az yanan tuğlalar yumuşak olduğu için inşaatta kullanılmaktadır.
Taşın renginin bir kısmı koyu kestane bir kısmı açık kahverengidir. İçerisinde cam maddeleri bulunmaktadır. Taşa Sağlamlık kazandıran bu cam maddeleridir.Bu taşlar Nemrut Dağının etrafındaki ocaklardan kütük haline çıkartılmaktadır. Yöre halkı bu taşların getirildikleri yeri; “Şıhkulaklar'ın taş”, “Kuruçay'ın taş” şeklinde ifade etmektedir. Ev yapımında; sert ve daha güzel renkli olduğu için şıhulaklar'ın taşı kullanılmaktadır. Bu taş yörede ve bilimsel literatürde “Ahlat taşı” olarak tanımlanmaktadır.Yörede “Uzun yar”, “Yassıtepe” ocakları da bulunmaktadır. Ancak buralardaki taşlar beyaz olduğu için kullanılmaktadır. Beyaz taş yazın güneşten, kışın dondan etkilenerek çabuk eridiği için rağbet görmemektedir.
Ahlat taşına benzer taş; Nemrut Dağı'nın Muş tarafından da çıkartılmaktadır. Ancak Ahlat taşı hem kahverengi tonlarının güzelliği hem de sağlam oluğu açısından bu taşla kıyaslanmayacak düzeydedir. Ocakta üst üste bastırılmış şekilde olan taşlar demir çiviyle istenilen boyda çivilenerek parçalar halinde çıkartılmaktadır. Bu işleme “çivileme” denir. Demir çivilerle çıkartılan taş; kırka kırk, kırka elli veya otuza otuzbeş olarak kütük halinde getirilerek inşaata dökülür. İnşaatta taş ustaları onları; gönye, gran, balta tarakla yontarak kullanıma hazır hale getirir.
Günümüzde taşlar makineyle yontulmaktadır. Makineyle yontulan taşlar elle yontulan kadar sağlam olmadığı için rağbet görmemektedir.
Ahlat usulü bir ev için yaklaşık 3000-4000 tane taş kullanılmaktadır. Taşlar ocaktan hızardan geçmemiş kütük halinde metrekare olarak alınmaktadır. Tabanı 100-120 m2 olan bir eve 100 m3 taş gider.

Ağaç İşleri

      .

Oldukça tanınmış olan Ahlat bastonları genellikle ceviz ağacından, bazen kiraz ve vişne ağaçlarından yapılmaktadır. Damarlı ve sağlam oluşu, iyi cila tutması ve kalitesini yükseltmesinden dolayı ceviz tercih edilmektedir.
Biçilmiş halde alınan ham ağaç, 110 cm. boyunda, 6 cm. eninde ve 2.5 cm. genişliğinde kesilmektedir. Kafa/baş kısmında genellikle siyah ceviz ağacı, az da olsa kiraz ağacı da kullanılmaktadır. Boyu 5.5-6 cm. olan başa, her biri 7 mm. kalınlığında biçilen 5 parça üst üste plastik tutkalla yapıştırılmaktadır. Parçaların tamamı yapıştırıldığında kafa boyu 9.5-10 cm.'ye ulaşmaktadır. Bütün parçalar bir vida veya çivi çakılarak sağlamlaştırılmaktadır. Boynuz/kemik, rende ve törpü yardımıyla eğelenip düzeltildikten sonra, kafa kısmına tutkalla yapıştırılıp; çakılan çivinin gizlenmesi sağlanmaktadır.
Kemik, koç boynuzu veya manda boynuzundan elde edilmektedir. Manda boynuzu çok sert ve rengi siyah olduğundan pek tercih edilmemektedir. Koç boynuzu benekli, bazen siyah-beyaz veya sade beyaz olduğu, en önemlisi sedef görüntüsü verdiğinden dolayı Müşteri tercihinde de ön plana çıkmaktadır. Boynuz Erciş'ten kasap veya mezbahalardan, kilo hesabı alınmakta; bir boynuzdan 2-3 baston yapılabilmektedir. Genellikle hazır kalıp kullanılarak çizimler yapılmakta ve el testeresiyle kesilip, törpü ve eğe yardımıyla şekillendirilip cilalanmaktadır. Tornaya çekilen baston, gövdesinde üst ve alt kalınlık aynı olduğundan tercih edilmemekte; elle şekillendirilmektedir. Aşağı doğru incelen bastonun altına taban kemiği yapıştırılmaktadır. Taban kemiğinin yapıştırılacağı kısım iskarpile adı verilen aletle şekillendirilmektedir. Zımpara ile baston yüzeyine son düzeltme yapıldıktan sonra cilalanmaktadır.
Gomalağın ispirto içine konup eritilmesiyle hazırlanan cila, baston üzerine bir bez parçasıyla yedirilerek sürülmektedir. Daha doğal parlaklık sağlayan ve çok çabuk kuruyan bu cila 'cam cila' olarak adlandırılmaktadır.
 

   

   Ana Sayfa    |   English    |   Resimler  |  Ahlat Haritası  |  Görülecek Yerler  |   İletişim   |   Bugün: 2 Kasım 2005 Çarşamba    |
 

Halk Oyunları

Ahlat'ta halk oyunları köylerde ve şehir merkezinde yaygın olarak herkes tarafından oynanır. Fakat bu düğün ve törenlere çağrılan oyuncular olur. Bu oyuncular düğüne geldiklerinde kendilerine özel ilgi gösterilir ve bu oyuncular düğünün belli bir yerinde oyuna kaldırılır. Bunlarda maharetlerini sergileyerek düğünün daha neşeli ve coşkulu geçmesini sağlarlar. Bu oyuncular bazen damadın akrabası , bazen arkadaşı olabilir. Veya tanıdıkları vasıtasıyla düğüne davet edilir

Oyunun Adı Oyuncular
Ağır Oyun (Ağır Güvenk) Erkek, kadın, karma

“Aðýr Gorani” olarak ta adlandırılan oyun, herkesin çok rahatlıkla oynayabileceği bir oyun olması sebebiyle bu ismi almıştır. Ayak hareketleri üç ileri üç geri şeklinde olup herkes tarafından çok rahatlıkla oynanabilmektedir. Bu oyunu zorlaştırmak ve herkesin oynayamamasını sağlamak için oyuncuların hareketleri hızlandırılmıştır. Ancak asıl ağır oyunun tarzı baştaki şekliyledir.

Aşırma --
Berite-Govenk
a- Keklik dağda ne gezer
b- Ahlat'ın önünde küçük iskele,
c- Kalede laçin oynar,
d- Yeri yeri han bağına,
e- Sunalar,
f- Bizim bağın başını,
g- Kız saçların.
Erkek, kadın, karma  
Dello Erkek
Dokuzlu Erkek

Oyuncuların birbirlerini tutuş tarzı olarak hazale, temurağa ve köçeri ile benzerlik göstermesine karşın bu oyun onlardan ayak hareketlerinin farklılığı ile ayrılır. Zaten adını da ayak hareketlerinden almış olan bu oyunda grubun başı grubu devamlı ileri çeker ve arada bir durulur. İşte bu durma esnasında sağ ayak ile sağa, geriye ve sola olmak üzere havada üç kez üçgen çizilir. Toplam dokuz olması sebebiyle oyuna dokuzlu denilmiştir.

Destane Erkek
Dümme Erkek
Garzane-Köççeri (Ahlat Köççerisi) Erkek, kadın, karma Bu oyun oyuncuların birbirlerini tutuş tarzı olarak eller aşağıda kol kola tutularak hazaleye göre ritmik hareketleri daha hızlı olan oyunumuzdur.
Harkuşta
a- Malefane,
b- Meyriko
c- Motkane,
Erkek

Ahlat'ta alkışlamaya “Harkuþ” da denmektedir. İşte bu oyun ismini buradan almaktadır. Oyuncu sayısı sabit olmayan bu oyun eşit iki grup tarafından oynanmaktadır. Oyunun daha rahat ve eğlenceli oynanabilmesi için oyuncu sayısının sekiz veya altı kişi olması daha uygundur. Oyunu renklendiren ve güzelleştiren, grupların oyuncularının karşılıklı dizilerek belirli ayak hareketleri ve sıra ile birbirlerine doğru gelip ellerini yukarıda birbirlerine vurup ani bir hareketle uzaklaşmalarıdır. Diğer oyuncular da bunlara alkış ile tempo tutarlar. Sırasıyla bu hareketler tüm oyuncular tarafından tekrarlanır. Oldukça zevkli olan bu oyun ehil kişiler tarafından oynandığı zaman seyredilmesine doyum olmaz. Bu oyunun üç çeşidi daha bulunmaktadır.

Hım Hım Erkek
Klıç Kalkan Erkek
Lorke Kadın
Memyane Kadın, Türkülü
Mendi Erkek, kadın, karma
Nare Kadın, karma
Pappure Erkek
Perican Erkek, kadın, karma
Sıppe Erkek, kadın, karma

Bu oyunda grup başını çektiği oyuncular bir gider , sonra durur , sağ ayak ile üç kez yana vururlar. Bu vuruş yere olmaz havada yapılır. Bu yapıldıktan sonra bir daha gidilir ve aynı hareket tekrarlanır. Oyuncular birbirlerini bellerinden kavrarlar. Oyun birazda zıplayarak oynandığı için bu ismi almış olabileceği düşünülmektedir.

Tringo Erkek, kadın, karma
Tanzara Erkek
Temirağa Erkek

Bunda da oyuncular birbirlerini bellerinden kavrarlar. Öbür oyunlardan farklılığı kendini vücut hareketleriyle gösterir. Diğerlerinden oynanış tarzı vardır. Oyunun isminin Timurlenkten alındığı ileri sürülmektedir. Tutuş şekli eller serçe parmaklarından tutulur. .

Efsaneler

Sihirli Hoca Efsanesi

      Ahlat yakınlığı dolayısıyla İran ile münasebetlere sahne olmuş ve sık sık İranlılar istilasına uğramıştır. Bu efsaneye göre ; “Ahlat'ta sihirbaz bir hoca varmış. Hoca, İran Şahının kızını gece Ahlat'a getirir , daha sonra tekrar İran'a gönderirmiş. Kız bir süre sonra hamile kalır. Şah kızının bu haline çok üzülür. Kızından bu durumu açıklamasını ister. Kızda her gece bir hocanın yatağına gittiğini, sabah olunca da kendi yatağına döndüğünü söyler Kıza hocanın ne ikram ettiğini sorarlar; kız elma cevabını verir. Şah kızına bir daha gittiğinde bu elmalardan bir tane getirmesini söyler. Kız bir daha gidişinde bir elma saklayıp getirir. Bu elmayı ülke dışına giden kervancılara veren şah elmanın nereye ait olduğunu öğrenmelerini ister. İhtiyar bir bezirganbaşı bu elmanın Ahlat'ın yem bağlarında yetiştiğini söyler.Bu hadiseye fazlasıyla kızan şah, ordusunu alarak Ahlat'ı muhasara eder. O zamanki Ahlat emiri İran ordusuna Karşı koyar. Kaleye savaşla giremeyeceğini anlayan şah hileye baş vurur, kaleye girer ve Ahlatlıları teslim alır. Büyük çukurlar kazdırır ve halkı diri diri bu çukurlara gömer. Böylece Ahlat insansız kalır.”

Dede Maksut

       Dede Maksut, Ruşen Ali'nin hizmetkarıymış. Efendisi hacca gitmiş. Birkaç gün sonra hanımına, hacı hatun bir helva çalaydın hacıma götüreyim diyor. Kadın diyor ki, herhal canı helva istiyor, bir helva yapam da yesin diyor. Yapıp veriyor. Allahın izniynen Helvayı Beytullaha götürüp efendisine yetiştiriyor, kadının haberi yok. Dede Maksut hayvanlara çok iyi bakarmış. Hayvanların altına gübre sepeler, soyunup üstünde yuvarlanırmış hayvanlar oturunca batan yer var mı diye. Keramete erişmiş. Bu nedenle helvayı da sıcak sıcak Beytullaha yetiştirmiş. Hacısı hacdan geldiği zaman, elini öpmeye gidiyorlar. Benim elimi öpmeyin, gidin Dede Maksut'un elini öpün diyor. Sonra da anlatıyor, diyor ki, bana helvayı sıcak getirdi. Tabağıyla bırakıp gitti, tabağı ben getirdim. Hacı, Dede Maksut'tur biz değiliz, diyor

Deniz Garisi

      Şıh Keremler bir kadın bulup getirmişler deniz garisi diye. Esas ekseri şubatta çıkarmış. Denizin kenarında yıkanırken tutmuş getirmişler.
Yedi sene çalışmış orda gadın. Çok da guvvetliymiş. Memesinin üzerine yara iğnesi açmışlar yedi sene çalışmış. Ondan sonra bi çocuk, gadın ona diyo ki bu ciciyi çek, kendisi çekemiyor. Çocuk çekerken gadın gayboluyor.