|
 |
Tarihten bugüne çok çeşitli
uygarlıklara ev sahipliği yapmış Ahlat. Çeşit çeşit kavimler, topluluklar,
devletler gelip konmuşlar, bu doğa harikası kente. Her biri kendi kültüründen,
sanatından çok derin izler bırakmış Ahlat'a. Ve cazibesiyle Ahlat, iştahını
kabartmış görüp haberdar olanların. Ama ondan haberdar olmamak mümkün mü? Hemen
her devirde, kültür, sanat ve eğitim denince ilk akla gelen kentlerden biri
olmuş. Adı Bağdat, Şam, Halep, Kahire, Horasan ve Buhara ile birlikte anılmış.
Yetişdirdiği bilim adamları ve sanatçılar dört bir yanına
yayılmıştır. |
| İslam Öncesi Tarihi; |
|
Ahlat sahip olduğu doğal
güzellikleri dolaysıyla tarihin her döneminde çeşitli uygarlıklara merkezlik
yapmıştır. Şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir.
Urartular buraya “Halads” , Ermeniler “Şaleat” Süryaniler “Kelath” , Araplar
“Hil'at”, İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir Urartular M.Ö. 3 binde
Transkafkasya üzerin-den gelen Huri-Urartu kabilelerinin akraba boylarına
dayandığı kabul edilmektedir. Urartu dili bitişken karakterli olup, Ural- Altay
dilleri ile benzerlik göstermektedir. Ahlat ve çevresi Urartulardan sonra
M.Ö. 6 yy. da Med, M.Ö. 550'de Perslerin egemenliğine girdi. Pers hükümdarı III.
Dareios, Büyük İskender'e karşı giriştiği savaşı kaybedince bu defa Büyük
İskender bölgeye egemen oldu.M.Ö. 590 dan sonraki Med ve M.Ö 515 - 486 yılları
arasındaki Pers egemenliğine dair önemli bulgular bulunmaktadır. Buda
göstermekdedir ki Medler ve Persler Doðu Anadoluya nüfus olarak gelmemişler,
sadece belirli bir dönem siyasi egemenlik kurmuşlardır.
Bütün bu
akınlardan sonra oğuz Türkleri Ahlat'ta yerleşmişlerdir. Nitekim Miladi 217
yıllarında Türkistan'dan gelen Mamuk ve konakşehzadeler Ahlat'ta beylik
kurmuşlardır. Bu dönemde Ahlat'ta gelen oğuzların içerisinde yetişen Ahlat'tın
yiğit melikesi Taron veya Turunç Hatun cengaverliği ile ünlüydü. Merkezi Ahlat
olmak üzere geniş bir bölgeye “Koç- Koyunlu” yurdu denilirdi. Bu Tarih
itibariyle bölgeye gelen Türkmenler o zamanki Hak din olan Hiristiyanlığı kabul
etmişlerdir. Zira çadır üslubunda ki kiliselerle çoğu Ahlat'lı sanatkarlarca
yapılan Anadolu Selçuklu mimari eserlerinin benzerliğinin bunu teyit
etmektedir.Önemli bir Türk dalgası Miladi 395'te olup, Türkmenler Kursık ve
Basık adlı komutanların idaresinde , Erzurum, Ahlat, Malatya'yı ele geçirip
Kudüs'e kadar uzandıktan sonra Kafkasya'ya çekilmişler ve 398 yılına kadar bu
akınlara devam etmişlerdir.Sibir Türkleri ise 515-516 yılında Anadolu'ya girip
Kayseri, Konya, Ankara ve Kastamonu'ya kadar akınlarda bulunarak Bizans'a ağır
kayıplar verdiler. Bu ilk Türk göçlerinden Ahlat'ta gerçekleşen yerleşme ve
maddi bulgular araştırmaya muhtaç konulardır. Ancak bu ilk Türk akınlarından
sonra on birinci asırda Anadolu'ya gelen Türkler Ahlat'tı Anadolu fetihlerinde
Müstahkem birüs haline getirmişler ve küçük Asya'yı Türk'e vatan olarak armağan
etmişlerdir. |
| |
| Arap Eğemenliği; |
|
Şehir Hz. Ömer döneminde Cezire
fatihi Iyaz bin Ganem tarafından fethedilerek İslam Devletinin egemenliğine
girmiştir (641). Ahlat Beyi yapılan antlaşma gereği vergi vermeyi kabul etmiş ve
bu antlaşma Hz. Osman döneminde Doğu Anadolu'da harekatta bulunan Habib b.
Mesleme tarafından tasdik edilmiştir. Hz. Osman'ın öldürülmesi , Hz. Ali
döneminin de karışık geçmesi ve nihayet Hz. Muaviye'nin ölümüyle başlayan iç
karışıklıklar sırasında Ahlat halkı da isyan etmiş ancak Emeviler'in Cezire
valisi Muhammed b. Mervan tarafından şiddetle cezalandırılmışlardır. Böylece
bölge Cezire valiliğine bağlanmıştır. Azerbaycan valisi Cerrah b. Abdullah'ın
Erdebil'de Hazarlara yenilip şehit düğmesi üzerine halife , Hişam b. Abdülmelik
Said el Harami'yi Hazarlarla mücadeleye memur etti(730-31). Ahlat'a gelen Harami
şehir kapıları kendine açılmayınca şehri şiddetli bir muhasaradan sonra
almıştır.
Abbasiler döneminde Ahlat'ta ki mahalli hanedanlar ibka
edildikleri gibi idari yapıda aynen korundu. Bu sıralarda Haricilerin Musul ve
Diyarbakır civarında faaliyetlerini yaygınlaştırdıklarını görüyoruz. Ahlat'ta
zaman zaman onların saldırılarına ma'ruz kalıyordu. Mahalli idarecilerin 851'de
Van Gölü ve çevresinde çıkan olaylara bastırmaktan aciz kalmaları yüzünden
Samerra'dan gönderilen Büyük Boğa asilerin reisi Musa b. Zürare'yi yakalayıp bu
bölgede dirlik ve düzenliği yeniden kurdu. Abbasi hakimiyetinin zayıflaması
üzerine Bizanslılar 928'de şehri almışlardır. Bundan sonra Ahlat'ta X. yy.
sonunda bir Kürt sülalesi olan Mervanoğulları hüküm
sürmüşlerdir. |
| |
| Selçuklular Dönemi; |
|
Selçukluların Maverraünnehir’de
Karahanlı ve Gazneli Devletleri’nin takip ve baskısı altında bulunması,
Anadolu’nun yeni bir vatan olarak seçilmesinin uzak temellerini atmıştır.
Nitekim hem yeni bir yurt tutmak, hem de Türkmenlere yani iskan sahaları açmak
için Çağrı Bey, 1018’de Van Gölü havzasına bir keşif akınında bulunmuştur. Bu
keşif akını sonucunda Selçuklular Anadolu’nun yurt tutmaya müsait olduğunu
anlamışlardır. Urmiye bölgesindeki Türkmenler, Ebulheyca Hezbani’nin
idaresinde Ahlat ve Van Gölü çevresine akınlarda bulunarak Bizans generali
hacik2i bozguna uğratıp katlettiler. 1042 yılında bir başka Türkmen grubu Ahlat,
Malazgirt ve Dicle bölgesindeki toprakları fethetmişlerdir.Oğuz oğlu Mansur,
Göktaş, Anasıoğlu, Boğa gibi Türkmen beyleri, kuvvetleriyle Diyarbakır, Silvan,
Mardin ve Erzen yörelerindeki hareketlerinden sonra Ahlat’ta ulaşmışlar, Van
Gölü bölgesi valisi Stephanos’un kuvvetlerini yenip, kendisinide esir alarak
Azerbaycan’a çekilmeyi başarmışlardır.
Selçuklular bu akınlarını
1040Dandanakan Zaferi ile daha sistemli hale getirdiler. 1047/1048’de Selçuklu
prensi Hasan’ın Van Gölü havzasını fethederken şehit edilmesi üzerine Tuğrul bey
tarafından Anadolu’nun fethine memur edilen İbrahim Yinalp ve Kutalmış 18 Eylül
1048’de Pasinler’de Müttefik Rum, Ermeni ve Gürcü ordusunu yendiler ve Rum
generali Liparit’i esir aldılar.Bu zaferden sonra bizzat Anadolu’ya giren Tuğrul
bey (1054) Muradiye ve Erciş’i aldıktan sonra Ahlat üzerinden Malazgirt’e
ulaştı.İki kez kuşattığı Malazgirt’i feth edemedi ve kışın yaklaşması üzerine
kuşatmayı kaldırdı. Adilcevaz’ı feth eden Tuğrul bey Anadolu’dan ayrıldı.Daha
sonraları Çağrı bey’in oğlu Yakuti’nin emirlerinden Sunduk Bey, 1057’de Doğu
Anadolu’daki Bizans kuvvetlerini darma dağın etti. Türk Fetihleri Ahlat, Kars,
Ani, Malazgirt, Muş, Erzurum, Kemah, Harput, Malatya ve Sivas’a kadar
genişleyerek, Binansa ağır darbeler indirildi ki bu hareketler Anadolu’da Türk
yerleşmelerinin yolunu açtı. |
| |
| Ahlat Şahlar Dönemi; |
|
Artukoğullar, Danişmendoğulları,
Mengücekoğulları ve Saltukoğulları gibi Ahlatşahlar da Doðu Anadolu'da kurulmuş
ilk Türk-İslam beyliklerindendir. Kurucusu Melikşah'ın amcası Yakuti'nin oğlu
Kutbeddin'in Türk ırkından bir kölesi olan ve bu nedenle kendisine “Sökmen-el
Kutbi” denilen Sökmendir. Kurucusundan dolayı bu Beyliğe Sökmenliler dendiği
gibi kurulduğu coğrafi yer itibariyle Ermanşahlar olarakta bilinir.
Ahlatşahlar, Ahlat merkez olmak üzere Erciş, Adilcevaz, Silvan,Malazgirt,
Muş, Van, Muradiye, Gevaş, Eleşkirt, Tatvan, Hani, Erzen ve Tebriz şehirlerine
hükmediyorlardı.Türk egemenliğinde en parlak dönemini bu dönemde yaşayan Ahlat
kaynaklarda mamurluğu ve zenginliği dolaysıyla ancak Mısır ile mukayese
edilebilmekte idi. Yine o dönemde Ahlat yetiştirdiği ilim, din, kültür ve sanat
adamları, mutasavvıf ve zahitleri ile de çok önemli bir yere sahipmiş,.bu
özelliğinden dolayı Ahlat Buhara ve Belh ile mukayese edilerek islam dünyasında
Kubbe't-ül İslam diye anılan üçüncü büyük şehir olmuştur.
Bu
geniş coğrafyada ipek yolu ticaretinde etkin bir rol oynayan Ahlat’lılar, Sadece
Van Gölü’nde mahirane gemi iletmekle kalmamışlar, Karadeniz’de de gemi ileterek
Doðu-Batı ticaretine katkı sağlamışlardır... Ticaret öyle gelişmişti ki Ahlat’ın
Karadeniz’deki iskelesi Trabzon olmuştu.Bu interlanttaki ticareti bir gelenek
haline getiren Ahlat’lılar bu faaliyetlerini Osmanlı Devleti’nin son zamanlarına
kadar Batum Limanında sürdürmüşlerdir. Ümit Burnu’nun keşfi ve buna bağlı olarak
ticaret yollarının değişmesi Ahlat ticaretini önemli ölçüde etkilemiştir. Çünkü
eski ticaret merkezleri Cürcan, Belh, Horasan ve Hindistan ile bağlantıları olan
Ahlat bu konumunu değişimle birlikte yitirmiştir. Sökmen devrinde 1111 yılında
Ahlat’ta büyük bir deprem olduğu, Gölün kan rengini alarak, kıyıların
yarıldığını ve su ile dolduğunu kaynaklar yazmaktadır. |
| |
| Karakoyunlular ve Akkoyunlular Dönemi; |
|
İlhanlı İmparatorluğu'nun
parçalanmasından sonra valiler ve emirler arasında el değiştiren Ahlat 1451-1462
yılları arasında Karakoyunluların yağma ve tahriplerine ma'ruz kalmıştır. 1462
tarihinden itibaren Karakoyunlu Cihan Şah Mirza'nýn yerini Akkoyunlu Uzun Hasan
Bey aldı. Ancak onunda Ahlat üzerindeki hakimiyeti uzun sürmedi. 1473
yılında Fatih Sultan Mehmed Han'ın Otlukbeli Muharebesi'nde Uzun Hasan'ı mağlup
etmesiyle yöredeki Akkoyunlu hakimiyeti sona erdi. |
| |
| Osmanlılar Dönemi; |
|
Fatih Sultan Mehmet tarafından
bozguna uğratılan Akkoyunlu devletinin kalıntılarını ortadan kaldıran Şah
İsmail, Azerbaycan, Irak Acem, Irak-ý Arap ve İran'ı ele geçirmiş ve burada
Sasani devletini kurmuştur. Şah İsmail, Anadolu’ya gönderdiği adamları
vasıtası ile Şiiliği yaymaya çalışırken, Anadolu’da ki Osmanlı hakimiyetini yok
ederek, kendi denetimini kurmaya çalışıyordu.1512’de Osmanlı Tahtına çıkan Yavuz
Sultan Selim, Doðu sınırını emniyete almak için İran’a yönelmiş, yaklaşık 2500
km.lik bir yolu kat ederek 23 Ağustos 1514’te Çaldıran Ovası’nda Şah İsmail ile
karşılaşmıştır. Bu savaşta safevi ordusunu dağıtan Yavuz Sultan Selim, Osmanlı
Devleti’nin Doðu hudutlarının güvenliği için buradaki şehirlerin alınmasını
zaruri görmüş ve İdrisi-i bitlisi de bu işle görevlendirmiştir. Nitekim bu
çalışmalar sonucu başta Diyarbakır olmak üzere Bitlis ve Ahlat gibi tüm doğu
şehirleri Osmanlı eğemenliği kabul etmiştir. Ancak Safeviler buraları tekrar ele
geçirmişlerdir.
Osmanlı-Safevi mücadelesi Kanuni ve Şah Tahmasp
zamanında devam etmiştir. Yavuz devrinde Osmanlılara tabi bulunan Bitlis Ocaklı
Beyliği 1531 yılında resmen kaldırılarak, Bitlis beyler Beyliğine ulema paşa
atananca, Şeref Bey Şah Tahmasp’a sığındı. Şah’a, Ahlat’a balıktan kuşetine
kadar her türlü yiyeceğin bulunduğu bir ziyafet verdi. Şahın yardımını alan
Şeref Bey tekrar Bitlis hanlığına getirildi ve Ahlat’ta kendisine
verildi. 1533’de Kanuni tarafından İran seferine görevlendirilen İbrahim
Paşa, Ulama paşa vasıtasıyla Ahlat’la birlikte civar kasabaların Osmanlı
eğemenliğine girmesini sağlamıştır..1534’te Ahlat, Diyarbakır beylerbeyliği ne
bağlı Bitlis sancağının bir nahiyesi durumundadır 1548’de ise Van
beylerbeyliğinin kurulması ile buraya bağlanmıştır. Ahlat’taki Osmanlı
eğemenliği 1552 yılına kadar devam etmiştir. 29 Mayıs 1955 Amasya antlaşması ile
Osmanlı Devleti ile İran arasında kalıcı barış sağlanmış ve Ahlat Van
beylerbeyliğinin mülki taksimatında olmak üzere Osmanlı eğemenliğine girmiştir.
İran tahripleri sonucunda yıkılmış olan Ahlat, Osmanlı döneminde yeniden imar
edilmeye çalışılmış, Yavuz ve Kanuni devrinde göl kıyısına yeni bir kale inşaa
edilmiştir. Bu kalede 1571’lerde 54 vakıf dükkan olup yıllık geliri 4.164
Akçedir. Bunun dışında şehirde boyahane ve depbağhane, 15 değirmen, 11 bezirhane
ve birde barut imalat hanesi bulunmaktaydı ki Van Gölü’nde devlete ait bir gemi
bu imalat haneye odun taşımakla görevlendirilmişti.956 Ahlat’ın 28 Köyü 33
Mezrası bulunurken bu sayı 1605’te 47 köy, 34 mezraya ulaşmıştır. 1877-78
Osmanlı Rus Harbinden sonra Bitlis’in vilayet yapılması ile buranın ilçesi
yapılan Ahlat, bu durumu Cumhuriyet devrinde korumuştur. |
| |